Bugun...


Erdem Koçoğlu


Facebookta Paylaş









Ramazan hüznü: Koronavirüs!
Tarih: 20-04-2020 21:58:00 Güncelleme: 20-04-2020 21:58:00


Hiç şüphesiz, “Hayır bildiklerimizden şer; şer bildiklerimizden hayr vardır fakat biz bilemeyiz”

 

Her şey 31 Aralık 2019’da Çin’in Vuhan şehrinde ortaya çıkan Yeni Nesil Koronavirüs (COVID-19)’un duyulması ile başladı. Aslına bakılırsa, dünya başta COVID-19’u çok ciddiye almadı, Çin’in bir meselesi olarak gördü ve belki de rakip bir devletin düştüğü salgın üzerinden siyasal güç hesapları bile yapıldı. Çin’de dünyaya yansıyan görüntüler daha çok Çin’in hastalara karşı uyguladığı sert önlemler ve güvenlik güçlerinin acımasız tavrı ile gündeme geliyordu. Fakat beklenenin aksine çok kısa sürede COVID-19 bütün dünyaya yayılmaya ve güç yarışında Çin’in en büyük rakipleri olan Avrupa ülkeleri ile ABD’yi adeta ele geçirdi.

 

Bu yazının kaleme alındığı saatlerde dünya genelinde onaylanmış vaka sayısı 2.2331.099, hayatını kaybeden insan sayısı ise 160.952 kişidir. (Kaynak: Koronavirüs Bilgi Merkezi). Mesela, ABD başkanı Trump başta son derece lakayt bir tavırla, “Ölü sayısının milyonları bulabileceğini, herkesin sevdiklerine son kez sarılması gerektiğini” ifade ediyordu. Gerçekten de COVID-19 ABD’yi resmen ele geçirdi ve sağlık sistemi tamamen çöktü, insanlar hastanelere başvuramama, başvursa bile doktorlar hastalar arasında hasta seçme noktasına geldi.

 

Gerek ABD, gerekse Avrupa ülkeleri çok kısa sürede dünyaya yayılan pandemiye çok hazırlıksız yakalandılar ve çok kötü sınav verdiler/veriyorlar. Bu “kötü sınavın” sebebi tek başına hazırlıksız yakalanmaktan ve sağlık sistemlerinin çökmesinden değil; devlet olarak vatandaşlarına karşı takındıkları tavırla da çok yakından alakalıydı. Şöyle ki, başta İspanya olmak üzere bir çok Avrupa ülkesinde yaşlı bakım evlerinde yaşayan yaşlılar görevliler tarafından ölüme terk edildiler. ABD’de ise ölen insanların %70’i, ülkenin sadece %25-30’unu oluşturan Afro-Amerikalı zencilerden oluşması kafaları iyice karıştırdı ve birçok Afro-Amerikelı zencinin sosyal medya üzerinden yaptıkları paylaşımlarla, “Amerika’nın zenci ve fakir (çoğu göçmen) temizliği yaptığı iddialarını ortaya attılar. Altını çizmekte fayda var, özellikle Avrupa ülkelerinin can kaybı vermesinin altında sağlık sistemlerinin yetersizliği, devletin koordinasyon eksikliği yaşamasının yanında, bu ülkelerin nüfusunun büyük oranda 65 yaş üstü olan “yaşlı” grubundan oluşması ile de yakından ilgilidir.

 

Bu konuda şu rakamları vermek meseleyi daha anlaşılır kılacaktır: İtalya’da yaşlı nüfusun genel nüfusa oranı %21 iken bu oran Türkiye’de %7; Türkiye’de çocuk nüfusun genel nüfusa oranı % 27,5 iken (Bu oran 1970’li yıllarda %45’ti.); İtalya’da %7 civarındadır. Pandeminin hedef kitlesi olarak 65 yaş üstü olduğu düşünüldüğünde Avrupa’daki yoğun can kayıplarının sebebi de ortaya çıkmış olacaktır.

 

Gelelim Türkiye’ye. Türkiye’de ilk vaka 10 Mart’ta görüldü. Buna karşın Türkiye, çok daha önceden COVID-19 için önemli önlemler almaya başlamış ve başta İran olmak üzere birçok ülke ile sınırlarını kontrol altına almaya başlamış ve en önemlisi de dünyada yaşananlar üzerinden önemli tecrübeler kazanmıştı. Bu saatten sonra önemli olan bu süreci şeffaf ve bilimsel bir yöntemle kontrol altına lamaya çalışmak olacaktı, öylede oldu. Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ilk iş olarak Türkiye’de çok da alışık olmadığımız bir yol izleyerek, ivedi bir şekilde ülkemizin en önemli bilim adamlarından oluşan bir Bilim Kurulu oluşturdu.

Türkiye, bugün itibarıyla toplam 86.306 vaka ve 2017 hayat kaybına rağmen (Kaynak: Sağlık Bakanlığı günlük bilgilendirme paylaşımları) hem yurt içinde hem yurt dışında takdir toplayan bir başarı hikayesi yazdı, yazmaya devam ediyor. Bunun yanında başta Umre’de olan Umreciler olmak üzere; dünyanın muhtelif ülkelerinde yaşayan vatandaşlarını ülkeye getirmek için seferber oldu ve bunu başarılı bir şekilde yönetti. Umarım bu başarı hikayesi çok daha köklü çözümleri beraberinde getirir ve ülke olarak bir an önce bu musibetten kurtuluruz.

 

Şüphesiz, bütün dünyayla birlikte ülkemizi de çok köklü bir şekilde sarsan COVID-19 sadece insanların sağlığını tehdit etmekle kalmıyor; başta ekonomi olmak üzere, sosyo-politik olarak da çok önemli sorunları ve kırılmaları beraberinde getirdi/getiriyor.

Dünyanın COVID-19 sonrası aynı dünya olmayacağı genel kanaattir, bunu yaşayarak göreceğiz. Örneğin sadece Türkiye’de COVID-19 çerçevesinde kapatılan işyerlerinden dolayı yaklaşık 8,5 milyon insanın işini kaybettiği; turizm başta olmak üzere, çok önemli sektörlerin onarılması zor yaralar aldığı bilinmektedir. Dünya Sivil Havacılık yetkilileri tarafından açıklanan rakamlara göre dünya çapında sektörün tahmini kaybı 314 milyar dolardır (Kaynak: Haber Türk TV). Kısaca, dünya virüsün sağlık sistemini ve can kaybını korumanın derdine düşmüşken, akabinde gelecek olan ekonomik çöküntüye de hazırlık yapmanın hesaplarını yapıyor. Pandemi sonrası ekonomik çöküntünün Birinci Dünya Savaşı sonrasında, 1929’da yaşanan Ekonomik Buhran’dan daha tehlikeli senaryolar konuşuluyor.

 

Bütün bunların yanında, COVID-19 daha trajik olarak bir yarada sosyal alanda açtı: Bugün sadece Türkiye’de beş haftadır Camiler vakit namazları yanında Cuma namazlarına da kapalıdır.  Müslümanların ilk kıblesi ve Siyonist-İsrail’in esareti altındaki Mescid-i Aksa tarihinde ilk kez cemaate, Cumaya ve son alınan kararla Ramazan ayında Teravih Namazlarına da kapalı olacaktır. Aynı durum Mescid- Haram ve Mescid-i Nebevi için de geçerlidir.

 

Başta Müslümanlar olmak üzere, bütün dünya büyük bir sınavdan geçiyor: Dün açık olan camilere gitmeyen Müslümanlara bugün camiler kapalı ve cemaat olmak yasak. Adeta küçük kıyamet kopmuş gibi: Çocuklar babalarına sarılamıyor, arkadaşlar birbirinden kaçıyor, her bir birey karşısındakini adeta Azrail’i gibi görme eğilimindedir.

 

Dün, Kur’an-ı Kerim’de “Ebabil Kuşları”nın hikayesine burun kıvıranlar, bugün görünmeyen yeşil yaramaz şeye karşı çaresiz bir şekilde “EvdeKal” kampanyası yapıyorlar. Düne kadar, hemen yanı başımızda bulunan Suriye’yi parselleme hesaplarını yapan bütün güçler şu anda inlerine çekilmiş durumdalar. Dün, kendisini “dünyanın Tanrısı” gören güçler, şu anda çaresizce vatandaşlarının ölümlerini izliyorlar. Dün “Yenilmez” olarak görülen Amerika’nın bugün çaresizliği konuşuluyor ve bu güçlerin Allah katında hiçbir hükmünün olmadığı görüldü.

 

Önümüzdeki hafta, Müslümanların “On iki ayın Sultanı Ramazan” başlıyor ama; Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB), COVID-19 kapsamında “Oruç tutmayabileceklerin” fetvasını veriyor. Bu fetvaya göre, “oruç tuttuğunda hasta olmalarında endişe duyanlar” da oruç tutmayabilirler ki, bu ifade hemen herkesi kapsayabilir (Fetvanın doğruluğunu teyid ediyorum).

 

Hasılı, 2020 yılı hem ülkemiz için hem dünya için iyi başlamadı. Bunu falcılık ya da medyumculuk olarak söylemiyorum; hikmetinde sual olunmaz ama kul zaviyesinden zahiri olarak söylüyorum.

 

Son olarak, iki şeye dikkat çekerek bitirmek isterim: Birincisi, bu pandemiye rağmen ülkemizde siyasal uzlaşının olmayışına; hala politik hesaplarla kamplaşmayı tetikleyecek bir dilin varlığına şahitlik etmekten rahatsız olduğumu ifade etmeliyim. Türkiye, en azından “tasa da ve sevinçte” birlikte olmayı becerebilmelidir. İkincisi ise COVID-19’un “bela” olarak telakki edilmesi ve böyle okunmasıdır. Hayır!.. Allah Azze ve Celle bize eziyet olsun diye “bela” vermez; biz “bela” talep ettiğimiz için Allah bizleri imtihan etmek için “musibet” verir. Bu salgına böyle bakmamız gerektiği kanaatindeyim. Kim bilir, belki kıyıya vuran bebek cesetleri, bel ki de “Sizi Allah’a şikayet edeceğim” diyen Suriyeli çocuğun şikayeti kabul gördü ve yakıyor bütün dünyayı.

 

Ramazan-ı Şerifimiz hayr olsun, hayra vesile olsun. Kalbi muhabbetlerimle…



Bu yazı 306 defa okunmuştur.

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

YUKARI